Yoksulluk Nafakası Süresiz mi Olmalı? Güncel Tartışma ve Hukuki Değerlendirme
2026 itibarıyla Türkiye’de yoksulluk nafakası, boşanma hukukunun en çok tartışılan başlıklarından biri olmaya devam ediyor. TÜİK’in yıllık istatistiklerine göre ülkemizde her yıl yüz binlerce boşanma davası sonuçlanıyor ve bu davaların önemli bir kısmında nafaka talebi gündeme geliyor. Son yıllarda TBMM gündemine defalarca taşınan kanun teklifleri, süresiz nafaka uygulamasının adil olup olmadığını kamuoyunun önüne taşıdı. Peki bu tartışmanın hukuki zemini gerçekten nedir?
Yoksulluk Nafakası Nedir, Kim Talep Edebilir?
2002 yılından bu yana yürürlükte olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, kusuru daha ağır olmayan eşinden mali gücü oranında nafaka isteyebileceğini düzenler. Kanun metninde herhangi bir üst süre sınırı bulunmaz; bu nedenle uygulamada bu nafaka türü “süresiz nafaka” olarak anılır.
Örneğin uzun yıllar evli kalmış, çalışma hayatına hiç atılmamış bir ev hanımı düşünelim: boşanma sonrasında kendi geçimini sağlayacak bir gelir kaynağı bulunmuyorsa, mahkemeden yoksulluk nafakası talep edebilir. Burada kritik nokta, talep eden tarafın boşanmadaki kusurunun karşı taraftan daha ağır olmaması şartıdır.
Bunu Biliyor Muydunuz?
Tartışmanın Kaynağı: “Süresiz Nafaka” Neden Bu Kadar Konuşuluyor?
Kamuoyunda tartışma genellikle şu senaryo üzerinden yürüyor: Taraflar yıllar önce boşanmış, nafaka yükümlüsü yeniden evlenmiş, yeni bir aile kurmuş; buna rağmen eski eşine ödediği nafaka hâlâ devam ediyor. Bu durumdaki pek çok kişi, “bu yük hiç mi bitmeyecek” sorusunu sosyal medyada ve platformlarda dile getiriyor.
Bu rahatsızlık, son yıllarda TBMM’ye sunulan çeşitli kanun tekliflerinde yoksulluk nafakasına azami bir süre (örneğin evlilik süresiyle orantılı bir tavan) getirilmesi önerisiyle siyasi gündeme de taşındı. Ancak bu teklifler bugüne kadar yasalaşmadı; yürürlükteki sistem hâlâ süre sınırı öngörmüyor.

Kanun Aslında Süresizlik Değil, Şarta Bağlılık Öngörüyor
Burada teknik bir ayrım gözden kaçırılıyor: Kanun, nafakayı “sonsuza kadar” değil, belirli koşullar ortadan kalkana kadar öngörüyor. TMK’nın 176. maddesi, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, taraflardan birinin ölümü, alacaklının yoksulluğunun sona ermesi ya da evlenmeksizin fiilen evliymiş gibi bir hayat sürmesi hâlinde nafakanın kaldırılabileceğini açıkça düzenliyor.
Yani hukuken “süresiz” ifadesi yanıltıcı olabilir; doğrusu “koşula bağlı, belirsiz süreli” bir yükümlülüktür. Peki ama uygulamada neden bu koşullar yeterince işletilemiyor gibi görünüyor?
Nafakanın Kaldırılma Şartları (TMK m.176)
Yargı Uygulamasında Nafakanın Kaldırılması Neden Zor Görünüyor?
Sorun genellikle kanunun kendisinde değil, ispat yükünde yaşanıyor. Örneğin nafaka yükümlüsü, eski eşinin başka biriyle “evlenmeksizin fiilen evliymiş gibi” yaşadığını iddia ediyorsa bunu somut delillerle (tanık, ikamet belgesi, ortak yaşam göstergeleri) mahkemeye kanıtlamak zorunda kalıyor. Bu da hem zaman hem masraf gerektiren ayrı bir dava süreci demek.
Bir başka örnek: yükümlünün geliri ciddi biçimde azalmış olabilir; bu durumda nafakanın tamamen kaldırılması değil, miktarının yeniden değerlendirilmesi (indirim davası) gündeme gelir. Uygulamada bu iki yol sıkça birbirine karıştırılıyor ve bu da “nafaka hiç bitmiyor” algısını güçlendiriyor.
Bizim Değerlendirmemiz: Sorun Süre Değil, Denetim Eksikliği
Kanaatimizce tartışmanın odağı yanlış yere kayıyor. Yoksulluk nafakasına sabit bir üst süre (örneğin “en fazla 5 yıl”) koymak, gerçekten yoksul kalmış ve yeniden çalışma imkânı bulunmayan tarafı, süre dolduğu anda korumasız bırakabilir. Bu, kanunun amacına aykırı bir sonuç doğurur.
Buna karşılık, TMK m.176’daki kaldırma ve azaltma koşullarının daha erişilebilir, daha hızlı işleyen bir mekanizmayla denetlenmesi çok daha adil bir çözüm olurdu. Yani mesele “nafaka süresiz mi olmalı” değil, “koşullar değiştiğinde nafaka gerçekten yeniden değerlendiriliyor mu” sorusudur. Karşı görüşü de anlamak mümkün: yıllarca nafaka ödeyen bir yükümlü için bu süreç yıpratıcı olabilir. Ancak çözüm süreyi baştan sınırlamak değil, denetim mekanizmasını güçlendirmek olmalıdır.
Bunu Biliyor Muydunuz?

Nafaka Yükümlüsü Hangi Adımları Atabilir?
Diyelim ki yıllardır nafaka ödeyen bir kişi, eski eşinin fiilen başka biriyle birlikte yaşadığını düşünüyor. Bu durumda tek başına iddia yeterli değildir; öncelikle somut deliller toplanmalı, ardından yetkili aile mahkemesinde nafakanın kaldırılması davası açılmalıdır.
Gelirde ciddi bir azalma söz konusuysa, bu kez doğru yol nafakanın indirilmesi (uyarlanması) davasıdır. Her iki durumda da mahkeme, dosyadaki delilleri ve tarafların güncel mali durumunu birlikte değerlendirir; süreç kişiye özel ilerler.
| Durum | Olası Hukuki Yol |
|---|---|
| Alacaklı yeniden evlendi | Nafaka kendiliğinden sona erer |
| Alacaklı fiilen birlikte yaşıyor | Nafakanın kaldırılması davası |
| Yükümlünün geliri düştü | Nafakanın indirilmesi (uyarlama) davası |
| Alacaklının yoksulluğu sona erdi | Nafakanın kaldırılması davası |
Yoksulluk nafakası her boşanmada otomatik mi bağlanır?
Hayır. Talep edilmesi ve mahkemenin talep eden tarafın gerçekten yoksulluğa düşeceğini, karşı tarafın da ödeme gücü bulunduğunu tespit etmesi gerekir.
Nafaka miktarı zamanla değişebilir mi?
Evet, tarafların ekonomik koşulları değiştiğinde uyarlama davasıyla miktar yeniden belirlenebilir.
Nafaka ödemeyen taraf ne ile karşılaşır?
Nafaka alacağı icra takibine konu edilebilir; ödenmemesi ayrı hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilir.
Özetle: Yoksulluk nafakasının “süresiz” olması, kanunun bir eksikliği değil, koşula bağlı bir koruma mekanizmasıdır. Tartışmanın sağlıklı ilerlemesi için sorulması gereken soru, süreyi kısaltmak değil, mevcut denetim yollarının daha etkin işletilmesidir.
- Yoksulluk nafakası TMK m.175 uyarınca koşula bağlıdır, otomatik ve sınırsız değildir.
- TMK m.176’daki haller gerçekleştiğinde nafaka kaldırılabilir veya azaltılabilir.
- Her somut durum, ilgili delillerle birlikte ayrı bir dava sürecini gerektirir.
Yasal Uyarı


