TÜRK HUKUKUNDA ANLAŞMALI BOŞANMA SÜRECİ VE HUKUKİ BOYUTLARI

Türk hukuk sisteminde anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166. maddesinin

3. fıkrasında (eski EMK m.134) “Evlilik Birliğinin Sarsılması” kenar başlığı altında özel olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, evlilik birliği en az bir yıl sürmüş olan eşlerin birlikte başvurması ya da bir tarafın açtığı davanın diğeri tarafından kabul edilmesi durumunda, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını yasal bir karine olarak kabul eder.

Bu bağlamda anlaşmalı boşanma, mutlak bir boşanma sebebidir. Bu durumun en büyük avantajı, hâkimin taraflar arasındaki olayların veya kusur durumunun evliliği çekilmez hale getirip getirmediğini araştırmak zorunda olmamasıdır; kanunda öngörülen olguların (bir yıllık süre, tarafların iradesi ve protokolün uygunluğu) varlığı boşanma kararı verilmesi için yeterlidir. Ancak hâkimin bu kararı verebilmesi için tarafları bizzat huzurunda dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve hazırlanan boşanma protokolünü onaylaması şarttır.

Anlaşmalı boşanma ve şartlarını detaylı ele alalım:

ANLAŞMALI BOŞANMA İÇİN GEREKEN ŞARTLAR NELERDİR?

Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesinde düzenlenen ve eşlerin boşanmanın tüm sonuçları üzerinde mutabık kalarak evlilik birliğini sonlandırmalarına olanak tanıyan bir yoldur. Sürecin sorunsuz ilerlemesi ve mahkeme tarafından kabul edilmesi için kanunda belirtilen şu dört şartın aynı anda gerçekleşmesi gerekir:

  1. Evlilik Süresinin En Az Bir Yıl Olması Anlaşmalı boşanma davası açabilmek için eşlerin nikah tarihinden itibaren en az 1 yıl süreyle evli kalmış olmaları zorunludur. Kanun koyucu bu şartla, tarafların fevri kararlar almasını önlemeyi ve evliliğe bir şans vermelerini amaçlar. Eğer evlilik süresi bir yılı doldurmamışsa, dava ancak çekişmeli boşanma usulüyle açılabilir.
  • Eşlerin Birlikte Başvurması veya Bir Eşin Davasını Diğerinin Kabul Etmesi Boşanma iradesinin ortak olması gerekir. Eşler mahkemeye ortak bir dilekçe vererek başvurabilecekleri gibi, bir eşin açtığı boşanma davasını diğer eşin duruşmada kabul etmesiyle de anlaşmalı boşanma süreci başlayabilir. Her iki durumda da temel esas, “boşanma isteğinin” karşılıklı olmasıdır.
  • Tarafların Hakim Huzurunda Bizzat Dinlenilmesi Anlaşmalı boşanmada, tarafların avukatları olsa dahi hakim karşısına bizzat çıkmaları şarttır. Hakim, tarafların iradelerini hiçbir baskı altında kalmadan, özgürce açıklayıp açıklamadıklarını doğrudan gözlemlemek ister. Bu nedenle, duruşmaya katılım zorunludur ve taraflar sesli olarak boşanmak istediklerini teyit etmelidir.
  • Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Onaylanması Tarafların boşanmanın mali sonuçları (maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, mal paylaşımı) ile çocukların durumu (velayet, iştirak nafakası, çocukla kişisel ilişki) üzerinde tam bir uzlaşmaya varmış olmaları ve bu uzlaşıyı yazılı bir protokol ile mahkemeye sunmaları gerekir. Hakim, özellikle çocukların menfaatlerini gözeterek bu protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesiyle boşanma gerçekleşir.

ZİYNET EŞYALARI (DÜĞÜN TAKILARI) BOŞANMADA KİME KALIR?

Düğün takıları ve ziynet eşyalarının paylaşımı, Yargıtay’ın 2024 yılı itibarıyla uygulamaya koyduğu yeni kriterler çerçevesinde, “kime takıldıysa ona aittir” prensibi üzerine kurulmuştur.

Bu yeni yaklaşıma göre, takı töreni sırasında kadına takılan her türlü takı ve nakit para kadının, erkeğe takılanlar ise erkeğin kişisel malı kabul edilmektedir; bu durum geçmişteki “tüm takılar kadına aittir” yönündeki genel uygulamayı değiştirmiştir. Ancak bu kuralın en önemli istisnası “cinsiyete özgü” takılardır; yani erkeğe takılmış olsa dahi bilezik, küpe veya gerdanlık gibi kadına özgü olan takılar, doğası gereği kadına ait sayılmaya devam eder.

Eğer takılar tarafların üzerine takılmak yerine ortak bir sandığa veya torbaya atılmışsa, cinsiyete özgü olmayan çeyrek altın veya nakit para gibi değerler eşler arasında eşit olarak paylaştırılır. Ayrıca evlilik süresince düğün borçları, ev veya araba alımı gibi sebeplerle bozdurulan altınların durumu da hukuki bir önem arz eder; erkeğin kadına ait altınları bu amaçlarla kullanması durumunda, kadının bunları açıkça bağışladığı ispatlanamadığı sürece, erkeğin bu bedelleri boşanma aşamasında iade etmesi yasal bir zorunluluktur. Anlaşmalı boşanma sürecinde ise tarafların bu konuda ileride yeni bir uyuşmazlık yaşamamaları için ziynet eşyalarının paylaşımını protokolde açıkça belirtmeleri, birbirlerini ibra etmeleri davanın hızı ve kesinliği açısından büyük önem taşımaktadır.

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT HANGİ DURUMLARDA TALEP EDİLEBİLİR?

Anlaşmalı boşanmada maddi ve manevi tazminat talebi, çekişmeli boşanmadan farklı olarak tarafların tamamen kendi özgür iradeleriyle üzerinde uzlaştıkları bir konudur; burada tazminatın doğması için tarafların birbirini kusurlu bulması veya bir tarafın ağır kusurlu olması gibi katı şartlar aranmaz. Taraflar, boşanmanın mali sonuçlarını düzenleyen protokolde tazminat miktarlarını ve ödeme şeklini serbestçe kararlaştırabilirler. Maddi tazminat genellikle boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri haleldar olan, yani evlilik birliğinin sona ermesiyle ekonomik desteğini kaybeden tarafın bu kaybını gidermek amacıyla belirlenir. Manevi tazminat ise boşanmaya sebep olan olaylar ya da ayrılık sürecinin yarattığı psikolojik çöküntü, elem ve kederin telafisi için sembolik veya onarıcı bir tutar olarak kararlaştırılabilir.

Önemli olan nokta, hakim önünde tarafların bu rakamlar üzerinde mutabık olduklarını sözlü olarak beyan etmeleridir. Anlaşmalı boşanma protokolünde taraflar “birbirimizden maddi ve manevi tazminat talebimiz yoktur” diyerek bu haklarından feragat edebilecekleri gibi, belirli bir miktar üzerinde de el sıkışabilirler. Eğer protokolde bu tazminatlar konusunda net bir hüküm kurulmuş ve boşanma bu şekilde kesinleşmişse, taraflar daha sonra birbirlerine karşı aynı sebeple yeni bir tazminat davası açamazlar; zira mahkeme huzurundaki ikrar ve kesinleşen hüküm bu konuyu nihayete erdirmiş sayılır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA VELAYET HUSUSU NASIL BELİRLENİR?

Anlaşmalı boşanmada velayet süreci, eşlerin çocukların geleceği ve bakım sorumluluğu üzerinde tam bir mutabakata vararak hazırladıkları bir protokol üzerinden şekillenir. Taraflar, çocuğun kiminle yaşayacağı, diğer ebeveynle hangi zaman dilimlerinde (hafta sonları, bayramlar, tatiller) kişisel ilişki kuracağı ve çocuğun giderleri için ödenecek iştirak nafakası miktarını bu protokolde özgürce kararlaştırabilirler. Modern hukuk uygulamalarıyla birlikte eşler, çocuğun eğitim ve sağlık gibi önemli kararlarında ortak söz hakkına sahip olmayı öngören “ortak velayet” modelini de seçebilirler. Ancak tarafların bu konuda uzlaşmış olması tek başına yeterli değildir; aile mahkemesi hakimi, protokolü incelerken “çocuğun üstün yararı” ilkesini esas alarak yapılan anlaşmanın çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olup olmadığını denetler.

Hakim, kamu düzenini ilgilendiren velayet konusunda tarafların beyanlarını yeterli bulmazsa veya çocuğun idrak çağında (8 yaş ve üzeri) olduğunu tespit ederse, bir pedagog veya psikologdan sosyal inceleme raporu alınmasını isteyebilir. Bu aşamada uzmanın hazırladığı raporda çocuğun ihtiyaçları ve tercihlerinin ebeveynlerin anlaşmasıyla çeliştiği görülürse, hakim

protokolde değişiklik yapılmasını talep etme yetkisine sahiptir. Tarafların bu değişiklikleri kabul etmesiyle velayet kararı kesinleşir ve boşanma kararıyla birlikte hüküm altına alınır. Önemli bir hukuki detay olarak, anlaşmalı boşanma ile belirlenen velayet düzeni hiçbir zaman mutlak bir kesinlik taşımaz; boşanma sonrasında şartların değişmesi veya çocuğun menfaatinin zedelenmesi durumunda her zaman velayetin değiştirilmesi davası açılması mümkündür.

NAFAKA MİKTARI NEYE GÖRE BELİRLENİR VE ÇOCUK REŞİT OLDUĞUNDA KESİLİR Mİ?

Anlaşmalı boşanmada nafaka miktarı, çekişmeli davaların aksine öncelikle tarafların kendi aralarındaki mutabakata ve ekonomik imkanlarına göre serbestçe belirlenir. Taraflar, yoksulluk nafakası (eş için) ve iştirak nafakası (çocuk için) tutarlarını protokolde net bir rakam olarak belirlerken, genellikle ödeyecek kişinin geliri, sosyal statüsü ve çocuğun eğitim, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçlarını göz önünde bulundururlar. Hakim, tarafların üzerinde uzlaştığı bu miktarları kural olarak kabul etse de, özellikle çocuk için belirlenen iştirak nafakasının çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için fahiş derecede az olduğunu tespit ederse, kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı gereği bu miktarın artırılmasını taraflardan talep edebilir. Ayrıca, nafakanın her yıl hangi oranda (ÜFE/TÜFE veya sabit bir yüzde) artırılacağı da protokolde belirtilerek gelecekteki ekonomik değişimlere karşı önlem alınır.

Çocuğun iştirak nafakası, kural olarak çocuk 18 yaşını doldurup reşit olduğunda veya evlendiğinde kendiliğinden kesilir; zira bu yaştan sonra velayet ilişkisi sona erer. Ancak çocuk reşit olmasına rağmen eğitimi (lise, üniversite veya yüksek lisans) devam ediyorsa, iştirak nafakası sona erse de çocuk, kendi adına ebeveynine karşı “yardım nafakası” davası açarak eğitim hayatı boyunca desteğin devam etmesini talep etme hakkına sahiptir. Anlaşmalı boşanma protokolüne “çocuk reşit olsa da eğitimi sürdüğü müddetçe nafaka ödenecektir” şeklinde özel bir madde eklenmişse, bu taahhüt geçerliliğini korur ve tarafları bağlar. Eş için kararlaştırılan yoksulluk nafakası ise, nafaka alan eşin yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden, eşin evlenmeden başkasıyla fiilen evliymiş gibi yaşaması veya mali durumunun iyileşmesi halinde ise mahkeme kararıyla sona erdirilebilir.

EVLİLİK ÖNCESİ EDİNİLEN MALLAR BOŞANMADA PAYLAŞIMA DAHİL EDİLİR Mİ?

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı, tarafların üzerinde özgürce tasarruf edebileceği bir alan olsa da yasal çerçevede evlilik öncesi edinilen mallar “kişisel mal” statüsündedir ve kural olarak paylaşıma dahil edilmez. Türk Medeni Kanunu’nun kabul ettiği “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” uyarınca, bir eşin evlenmeden önce sahip olduğu taşınmazlar, bankadaki paralar veya araçlar, boşanma sırasında diğer eşin üzerinde hak iddia edemeyeceği varlıklardır. Ancak anlaşmalı boşanmanın doğası gereği, taraflar eğer isterlerse “borçlar hukuku” çerçevesinde bu malların bir kısmını veya tamamını diğer eşe devretmeyi protokolde kararlaştırabilirler; yani yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen eşler kendi rızalarıyla evlilik öncesi malları da paylaşım masasına yatırabilirler.

Burada dikkat edilmesi gereken en kritik istisna, evlilik öncesi sahip olunan bir malın evlilik süresince getirdiği gelirlerdir. Örneğin, evlenmeden önce sahip olduğunuz bir dairenin evlilik birliği devam ederken biriken kira gelirleri veya bankadaki kişisel mevduatınızın evlilik sürecindeki faiz getirileri “edinilmiş mal” sayılır ve normal şartlarda yarı yarıya paylaşıma tabidir. Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken taraflar genellikle “herkesin kendi üzerindeki mal varlığı kendisinde kalacaktır” veya “birbirimizden mal rejimine dayalı hiçbir alacağımız yoktur” şeklinde ibareler kullanarak bu karmaşık hesaplamalardan kaçınırlar. Eğer protokolde bu tür bir “ibra” (vazgeçme) maddesi yer alıyorsa, boşanma kesinleştikten sonra artık evlilik öncesi malların gelirleri veya değer artışları için yeni bir dava açılamaz.

HAKİMİN BU BOŞANMA TÜRÜNDE MÜDAHALE YETKİSİ VAR MIDIR?

Anlaşmalı boşanma her ne kadar tarafların hür iradeleriyle hazırladıkları bir sözleşmeye dayansa da hakim, bu süreçte sadece bir “onay makamı” değil, aynı zamanda hukuki denetim yapan bir “koruyucu” rolündedir. Türk Medeni Kanunu uyarınca hakimin, sunulan protokolün içeriğine, özellikle de kamu düzenini yakından ilgilendiren çocukların velayeti ve kişisel ilişki kurulması gibi konularda doğrudan müdahale yetkisi bulunmaktadır. Hakim, eşlerin çocukların geleceği, eğitim hakları veya güvenliği konusunda çocuk aleyhine bir düzenleme yaptıklarını tespit ederse, taraflardan bu maddelerin çocuğun üstün yararı gözetilerek değiştirilmesini talep edebilir. Eğer taraflar hakimin önerdiği bu değişiklikleri kabul etmezlerse, davanın “anlaşmalı” olma niteliği kaybolur ve hakim davayı reddedebilir ya da çekişmeli yargılama usulüne geçilmesine karar verebili

Hakimin müdahale yetkisi yalnızca çocuklarla sınırlı olmayıp, tarafların iradelerinin sakatlanıp sakatlanmadığını denetlemeyi de kapsar; bu nedenle kanun, tarafların avukatları olsa dahi hakim huzurundabizzat dinlenilmelerini zorunlu kılar. Hakim, taraflardan birinin baskı, korkutma veya tehdit altında boşanmayı kabul ettiğini sezerse, protokolü onaylamama ve boşanmaya karar vermeme yetkisine sahiptir. Ayrıca mali konularda (tazminat ve nafaka) kural olarak tarafların iradesine saygı duyulsa da, miktar ve şartlar açıkça hukuka veya ahlaka aykırı ise hakim bu noktalarda da taraflara uyarıda bulunabilir. Sonuç olarak, anlaşmalı boşanma protokolü ancak hakimin “uygun bulması” ve onaylaması ile hukuken geçerli bir mahkeme ilamına dönüşebilir.

DAVA NE KADAR SÜREDE SONUÇLANIR?

Anlaşmalı boşanma, çekişmeli davalarla kıyaslandığında Türkiye’deki en hızlı hukuki süreçlerden biridir ve genellikle tek celsede, yani ilk duruşmada sonuçlanır. Dava açıldıktan sonra duruşma günü verilmesi, mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 2 hafta ile 2 ay arasında gerçekleşir. Tarafların ve avukatların dosyadaki eksikleri (protokolün tam olması, harçların yatırılması vb.) önceden tamamlaması durumunda, duruşma günü mahkeme salonuna girilmesiyle boşanma kararının çıkması arasında geçen süre sadece birkaç dakikadır. Ancak boşanma davasının hukuken tamamen sona ermesi için sadece duruşmanın yapılması yeterli değildir; duruşma sonrası yazılan “gerekçeli karar” taraflara tebliğ edilmeli ve taraflar istinaf haklarından feragat ederek kararı kesinleştirmelidir.

Süreci hızlandırmak isteyen taraflar, duruşma bittikten sonra kaleme giderek “istinaftan feragat” dilekçesi verirlerse, normalde haftalarca sürebilecek olan kesinleşme süreci birkaç güne indirilebilir. Karar kesinleştikten sonra mahkeme bu durumu Nüfus Müdürlüğü’ne sistem üzerinden bildirir ve tarafların nüfus kayıtları güncellenir. Toplam süreci özetlemek gerekirse; davanın açılmasından nüfus kaydının güncellenmesine kadar geçen süre, tarafların takibine ve mahkemenin yoğunluğuna göre ortalama 1 ila 3 ay arasında tamamlanmaktadır. Bu hız, anlaşmalı boşanmanın tarafları hem psikolojik hem de ekonomik olarak çekişmeli boşanmanın uzun ve yıpratıcı sürecinden koruyan en büyük avantajıdır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME NERESİDİR?

Anlaşmalı boşanma davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; Aile Mahkemesi’nin bulunmadığı yerlerde ise dava Asliye Hukuk Mahkemesinde (Aile Mahkemesi sıfatıyla) açılır.

Yetkili mahkeme ise kural olarak eşlerden birinin ikametgahı veya son 6 aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Ancak anlaşmalı boşanmada taraflar karşılıklı olarak itiraz etmedikleri sürece, davanın Türkiye’deki herhangi bir adliyede açılması mümkündür; yani taraflar yetki kuralını esneterek diledikleri yerdeki mahkemede boşanabilirler.

BOŞANMA DAVASI AÇMAK İÇİN MUTLAKA BİR AVUKAT TUTMAK ZORUNLU MU?

Türk hukuk sisteminde, diğer davalarda olduğu gibi anlaşmalı boşanma davası açmak için de bir avukat tutmak yasal olarak zorunlu değildir; taraflar kendi hazırladıkları dilekçe ve protokol ile mahkemeye başvurabilirler. Ancak, “anlaşmalı” olarak adlandırılan bu sürecin teknik detayları ve hukuki sonuçları, ileride telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabilecek kadar kritiktir. Bir avukatın rehberliğinde süreci yürütmek, sadece usul hatalarını önlemekle kalmaz, aynı zamanda protokolde yer alan nafaka, tazminat, mal paylaşımı ve velayet gibi maddelerin gelecekteki olası senaryolara karşı tarafları koruma altına almasını sağlar. Bir avukat, tarafların bugün üzerinde uzlaştığı ancak ileride uyuşmazlığa neden olabilecek muğlak ifadeleri ayıklayarak, hukuki dili tam ve eksiksiz bir protokol oluşturur.

Özellikle anlaşmalı boşanma sonrasında en sık karşılaşılan sorunlar, protokolün yeterince detaylı hazırlanmamasından kaynaklanan “ziynet alacağı”, “velayetin değiştirilmesi” veya “nafakanın artırılması” gibi ek davalardır. Avukat yardımı alan taraflar, tüm mali haklarını ve kişisel taleplerini hukuka uygun şekilde kayıt altına aldıkları için boşanma kesinleştikten sonra sürpriz davalarla karşılaşma riskini minimize ederler. Ayrıca, mahkemelerin işleyişine ve tebligat süreçlerine hakim olan bir avukat, davanın gereksiz yere uzamasını engelleyerek sürecin en hızlı şekilde sonuçlanmasını sağlar. Sonuç olarak, kağıt üzerinde basit görünen anlaşmalı boşanma süreci, aslında tarafların hayatının geri kalanını etkileyecek bir “sözleşme” niteliğindedir; bu nedenle bir uzman desteği almak, hak kaybına uğramamak ve hukuki güvenliği sağlamak adına en doğru tercihtir.

Sıkça Sorulan Sorular:

1-    Protokolde “Mal Rejiminden Kaynaklı Hak Talebim Yoktur” İbaresi Yeterli mi?

Anlaşmalı boşanma protokollerinde sıklıkla yer alan “mal rejiminden kaynaklı hak talebim yoktur” ibaresi, tek başına kullanıldığında hukuki açıdan zayıf ve riskli bir ifade olarak kabul edilmektedir. Türk hukukunda mal rejiminin tasfiyesi; katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı gibi teknik ve birbirinden farklı alacak kalemlerini kapsadığından, Yargıtay bu haklardan feragatin “duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve belirli” olması gerektiğini vurgular. Sadece genel bir cümle yazılması, taraflardan birinin boşanma kesinleştikten sonra “ben bu ifadeyle sadece evdeki eşyaları kastetmiştim, bankadaki birikimleri veya taşınmazdaki alacaklarımı kapsadığını bilmiyordum” diyerek 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde yeni bir dava açmasına zemin hazırlayabilir.

Bu nedenle, hak kaybına uğramamak ve boşanma dosyasını hukuken tamamen kapatmak için protokolde sadece bu genel ibareyle yetinilmemeli; tarafların birbirlerini katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı haklarını da içerecek şekilde “gayrikabili rücu” (geriye dönülemez biçimde) ibra ettikleri açıkça yazılmalıdır. Mümkünse protokolde paylaşılacak taşınmazların tapu bilgileri veya araçların plakaları gibi somut veriler belirtilmeli, mevcut olmayan mallar için de tüm yasal alacaklardan feragat edildiği teknik terimlerle vurgulanmalıdır. Aksi takdirde, “anlaşmalı” olarak biten bir süreç, yıllar sonra mali açıdan yıpratıcı bir “çekişmeli mal paylaşımı davasına” dönüşme riski taşır.

2-    Düğün Takıları Protokolde Belirtilmeli mi?

Anlaşmalı boşanma protokollerinde sıklıkla ihmal edilen ancak boşanma sonrasında en çok uyuşmazlığa neden olan konulardan biri de düğün takılarıdır. Yargıtay uygulamalarına göre ziynet eşyaları kişisel mal sayıldığı için, protokolde “tarafların birbirlerinden mal rejimine dayalı alacağı kalmamıştır” ibaresi yer alsa dahi, ziynetlerin akıbeti açıkça yazılmamışsa boşanma sonrasında “ziynet alacağı davası” açılması mümkündür. Bu tür risklerin önüne geçmek amacıyla protokolde; “Eşler tüm ziynet eşyalarını paylaşmışlardır, birbirlerinden ziynet eşyası veya bedeli adı altında hiçbir talepleri yoktur ve bu haktan feragat etmişlerdir” şeklinde açık, net

ve şüpheye yer bırakmayan bir madde eklenmelidir. Aksi takdirde, taraflardan biri düğün videoları veya fotoğraflarını delil göstererek takıların karşı tarafta kaldığı iddiasıyla yıllar sonra mali bir talepte bulunabilir.

3-    1 Yıllık Bekleme Süresi Mutlak mıdır?

Türk Medeni Kanunu m.166/3 uyarınca 1 yıllık bekleme süresi mutlak ve emredici bir dava şartıdır. Bu süre, tarafların fevri kararlar almasını önlemek amacıyla konulmuştur ve resmi nikah tarihinden itibaren hesaplanır. Eğer evlilik henüz birinci yılını doldurmamışsa, taraflar her konuda uzlaşmış olsalar dahi mahkeme “anlaşmalı boşanma” kararı veremez. Bu durumda süreç ancak tanıkların dinlendiği ve delillerin sunulduğu “çekişmeli boşanma” usulüyle yürütülebilir; ancak evlilik bir yılı doldurduğu andan itibaren bu mutlak karine devreye girer ve hâkim, kusur araştırması yapmaksızın boşanmaya karar verebilir.

4-    Duruşmaya Katılmak Zorunlu mu?

Anlaşmalı boşanma davasında tarafların duruşmaya bizzat katılması yasal bir zorunluluktur. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, tarafların vekilleri (avukatları) olsa dahi, hakimin eşleri bizzat huzurunda dinlemesi gerekir.

Bu zorunluluğun temel sebebi, hâkimin tarafların boşanma ve protokoldeki şartlar (nafaka, velayet, tazminat vb.) konusundaki iradelerini hiçbir baskı altında kalmadan, özgürce açıklayıp açıklamadıklarını doğrudan gözlemlemek istemesidir. Eğer eşlerden biri duruşmaya gelmezse, mahkeme davanın “anlaşmalı” niteliğini kaybettiğine hükmeder ve davayı ya reddeder ya da çekişmeli boşanma usulüne çevirir. Bu nedenle, davanın tek celsede bitmesi için her iki eşin de kimlikleriyle birlikte tayin edilen duruşma gün ve saatinde mahkeme salonunda hazır bulunması şarttır.

5-    Hangi Mahkemede Dava Açmalıyım?

Görevli Mahkeme: Mutlaka Aile Mahkemesi’dir. Eğer bulunduğunuz yerde Aile Mahkemesi yoksa, dava “Aile Mahkemesi sıfatıyla” Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılır.

Yetkili Mahkeme: Kanuna göre eşlerin ikametgahı veya son 6 aydır birlikte yaşadıkları yer mahkemesidir. Ancak anlaşmalı boşanmada taraflar itiraz etmediği sürece, dava Türkiye’nin herhangi bir yerindeki adliyede açılabilir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DİLEKÇE ÖRNEĞİ -1

NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE ANKARA

DAVACI                                :

VEKİLİ                                  : Av. Sevgi IŞIK ŞEN

DAVALI                                 :

KONU                                    :Evlilik birliğinin temelden sarsışması nedeni ile anlaşmalı boşanma dilekçemizin sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR                 :

Taraflar 2017 yılında evlenmiş olup, bu evlilikten 2019 doğumlu müşterek bir çocukları bulunmaktadır.

Müvekkil davacı ile davalı taraf, evlilik birliğinin kurulmasından bu yana geçen süre zarfında karşılıklı uyum sağlayamamış; mizaç ve fikir ayrılıkları nedeniyle evlilik birliği her iki taraf için de artık çekilmez hale gelmiştir.

Evlilik birliğini sürdürme imkânı ve ihtimali kalmayan taraflar, boşanma isteği ve boşanmanın mali/hukuki sonuçları üzerinde tam bir mutabakata varmışlardır.

Taraflar bir araya gelerek; müşterek çocuğun velayeti, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı gibi tüm hususları karara bağlamış ve ekte sunulan …tarihli Anlaşmalı Boşanma Protokolü’nü imza altına almışlardır.

Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca, tarafların bir yılı aşkın süredir evli olmaları ve boşanmanın sonuçları üzerinde anlaşmış olmaları sebebiyle, protokol hükümleri doğrultusunda boşanma kararı verilmesi için işbu davanın açılması zorunluluğu hasıl olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER         : TMK m. 166/3, HMK ve ilgili sair mevzuat. HUKUKİ DELİLLER: Aile nüfus kayıt örneği, tarihli Anlaşmalı Boşanma Protokolü ve diğer her türlü delil.

NETİCE-İ TALEP                : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemece re’sen nazara alınacak hususlar neticesinde;

  • Davamızın KABULÜNE,
  • Tarafların TMK m. 166/3 uyarınca BOŞANMALARINA,
  • Boşanmanın mali sonuçları ile müşterek çocuğun durumuna ilişkin ekteki protokolün aynen tasdikine,
  • Yargılama giderlerinin müvekkil üzerinde bırakılmasına, lehimize vekalet ücretine hükmedilmemesine

Karar verilmesini talep ederiz.

Leave A Comment

All fields marked with an asterisk (*) are required